Click here for English version

Türkiye'nin AB'ye Katılımı Avrupa'nın Stratejik Çıkarınadır

İtalya'da yapılan bir toplantıda Türkiye'nin AB'ye katılımının Avrupa'nın Stratejik çıkarına olduğu ifade edildi.

İtalyan Il Velino gazetesinin “İtalya ve Türkiye Büyükelçileri AB'ye Dâhil Ankara İçin ‘Neden Evet?'” başlıklı haberinde şunlar kaydedildi:

“Brüksel yolunda çaba sarf eden Türklerin gurur, kararlılık ve pragmatizminin bir tasviriyle Türkiye'nin Avrupa'ya ait oluşunun tarihî ve stratejik nedenleri üzerine geniş çaplı bir “söylev”. Senato kütüphanesinde gerçekleştirilen İtalya-Türkiye Parlamenter Dostluk Birliğinin tanıtımında söz alan Türkiye'nin Roma Büyükelçisi Uğur Ziyal ve İtalya'nın Ankara Büyükelçisi Carlo Marsili'nin konuşmalarının anlamı buydu.

Birliğe başkanlık eden Senatör Nicola Paolo di Girolamo'nun açılışını yaptığı etkinliğe, eski Senato Başkanı Franco Marini, Senato Başkan Yardımcısı Emma Bonino ve Dış Ticaret Bakan Yardımcısı Adolfo Urso da katıldı.

Söz alan çeşitli konuşmacılar tarafından ortaya atılan tek bir mesaj vardı: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımı, sadece Ankara'nın değil aynı zamanda İtalya ve bizzat Avrupa'nın stratejik çıkarıdır. Bir ay sonra Roma'dan ayrılmaya hazırlanan Büyükelçi Ziyal, ilk etapta siyaset, ekonomi, askerî ve kültürel alanlarda iki ülke arasındaki görüş benzerliğini hatırlattı, öyle ki “bu ilişkiler, stratejik bir özellik kazanarak artık karşılıklı devlet politikası hâline geldi”.

Büyükelçi Ziyal, AB'ye katılımın, “Türkiye'nin stratejik bir hedefi” olduğunu ve bu süreç çerçevesinde, “AB'nin de yükümlülüklerine sadık kalması gerektiğini” hatırlattı.

Dolayısıyla, Fransızlar başta olmak üzere “Türkiye'nin AB üyeliğine kuşkuyla yaklaşanların” polemiklerini dağıtmak için bir pragmatizm dersi verdi: “Avrupa Birliği'nin tamamını temsil etmeyen bireysel demeçlerin bu tarihî süreçte cesaretimizi kırmasına izin vermemeliyiz. Başka hiçbir alternatifi kabul edemeyiz.” Ayrıca seçim amaçlı kullanımlara karşı da “Türkiye'nin katılımı o denli önemli ki iç politika tartışmalarının dışında tutulmalıdır.” dedi. Büyükelçi Ziyal, Avrupa Konseyi, OECD ve NATO üyesi ülkesinin Avrupa yanlısı geçmişini, uluslararası barış misyonlarının ilk plandaki aktörü olduğu bugünü ve Nabucco boru hattının da yardımıyla “Türkiye'yi, Norveç, Rusya ve Cezayir'den sonra AB'ye doğal gaz tedarikinde dördüncü arter durumuna getirme” arzusunu gururla dile getirdi. Ziyal sözlerini şöyle tamamladı:

“Kanımca Türkiye'nin katılımı, AB'nin global aktör olma arzusuyla doğrudan bağlantılıdır.” Bu noktada, “bütün uluslararası ortamlarda yardım etmesi için” İtalya'ya çağrıda bulundu. “Bu ülkede 48 saat kalmak,'mamma li Turchi'den ('anne Türkler geliyor!' deyimi) başlamak üzere kalıplaşmış düşüncelerin tamamını ortadan kaldırmaya yeterli olur.” İtalya'nın Ankara Büyükelçisi Marsili konuşmasına bu sözlerle başladı ve kendi görüşüne göre Türkiye'nin neden Avrupa Birliği üyesi olması gerektiğini açıkladı. Türkiye'nin gerekçelerine karşı Avrupa basınında çıkan çok sayıdaki “neden hayır”ları çürütmeye kararlı olan Marsili, tarih kitaplarında Türk İmparatorluğu'ndan hep “Avrupa'nın hasta adamı” olarak bahsedildiğini ve Türkiye'nin tabii ki bir İslam ülkesi olduğunu ama “laik, çoğulcu ve düzenli bir toplum” olduğunu hatırlattı. Çağdaş Türkiye'nin medeni kanunlarının “Avrupa'nın, hatta İtalya'nın medeni kanunlarının fotokopisi olduğunu” da unutmamak gerekir. Ayrıca Türk-Ermeni ilişkilerinin netbir iyileşme içinde olduğunu ve Kuzey Kıbrıs'ın işgaline albayların idaresindeki bir Yunanistan'a karşı, demokratik bir Türk hükûmeti tarafından “haklıyla haksızın tek anlamlı olmadığı” bir durumda karar verildiğini ve Türkiye'nin kademeli olarak Kürtlerle ilgili olarak da açılımda bulunduğunu belirtti.

Büyükelçi Marsili, son yıllardaki Baltık Denizi ve Orta-Doğu Avrupa ülkelerinin AB'ye hızlı katılımlarını anımsatırken “Hiç komünist olmadığı, hatta komünist blok karşısında Avrupa'nın doğu kanadını temsil ettiği için bazıları tarafından Türkiye'nin cezalandırılmasının” akıl almazlığının altını çizdi. Son olarak, Büyükelçi Ziyal'ın ifadesiyle “İki toplumun birbirini daha fazla tanımaya ihtiyacının” olduğu hususu, pek çok kişi tarafından kabul gördü.”

ABHaber, 29-07-2009 10.22 (TSİ)

Tüm haberleri görmek için tıklayın